HER İŞİ ZAMANINDA YAPMAK

16/8/2007 · Kategori: Hikayeler

Bir Fransız Bakanı işlerini fevkalede süratle yürütür,eğlenceye gitmekten de geri kalmazdı.Bu ikisini nasıl dengeleyebildiğini soranlara:"Bugünkü işi hiç bir zaman yarına bırakmamakla",diye cevaplandırmıştır.
 Sir Walter Scott,gençlere şunları önermiştir:
 -Zamanı kaybettirecek bir huy edinme.Yapılacak şeyi hemen yap.Eğlenceyi iş zamanından sonraya bırak,hiçbir zaman bunu iş zamanından önce yapma.Eğer eldeki birinci iş süratle,düzenli ve tempo ile yapılmazsa adadakiler birikip bir yere toplanır ve aniden insanı sıkıştırmaya başlar ki,bu karışıklığa hiçbir insan zihni dayanamaz.

DÜŞENİN DOSTU OLMAZ

16/8/2007 · Kategori: Hikayeler

Köpekler,yolda bir aslan derisi bulmuş,onunla alaylı bir şekilde oynuyorlardı.Kimisi deriyi tekmeliyor,kimisi dişleyip parçalıyordu.
 Bu durumu gören bir tilki,köpeklerin yanlarına yaklaşarak onlara dedi ki:
-Eğer bu aslan hayatta olsaydı,siz bu şımarıklığı gösterebilir miydiniz acaba?
 O zaman onun pençesinin sizin dişlerinizden kat kat keskin olduğunu anlardınız.

BATILI ANNENİN KADERİ BU MU?

8/8/2007 · Kategori: Hikayeler

Tıp tahsiline başladığım günden bu yana, insan uzviyatındaki değişiklikleri ve uzuvlarda eskiyen veya ölen dokuların yerine yeni yeni dokuların inşa edilişinin, sırf maddi yönlerini izah eden ve açıklayan temel prensiplerini öğrenmiştim.

Dokuların birçoğunu mikroskop altında inceledim. Vücudun çabucak iyileşmesi ve yarayı sarması için ona yardımcı bütün şartları tetkik ettim.

Mükemmel ahenk karşısında kendimden geçtim. Yarayı kendi haline bırakmak, beklenen neticenin meydana gelmesi için tıbbi imkanları hazırlamak, maddi şartları ayarlamak kâfi görünüyordu...

Fakat harikulade bir süratle, sihirli bir iyileşme ancak ümitle, hayata kuvvetli bağlılıkla mümkün oluyordu...

Cerrah olarak çalışırken günün birinde yetmişini aşkın bir nine geldi, bel kemiklerinin çok ağrıdığından ve kırılmış olma ihtimalinden şikayet ediyordu.

Bir süre hastayı kontrol altına alıp tedavi ettikten sonra, ara ara filmlerini çekip incelemeye koyuldum. Ve şaşırtıcı bir süratle iyileşmekte olduğunu gördüm.

Çok geçmeden onun yanına varıp hayret dolu bir şaşkınlıkla; Tıp tarihinde eşi görülmemiş bir çabuklukla iyileştiğini kendisine müjde verdim. Bunun üzerine yaşlı kadın, tekerlekli sandalyenin üzerine binerek hareket etme imkânına sahip oldu. Daha sonrada koltuk değneğine dayanarak yürümeye başladı. Mesai arkadaşlarımla birlikte bu harika iyileşme karşısında; Hastanın taburcu edilebileceği ve hastanede tedavi görmesine lüzum kalmadığına karar verildi.

Hastanedeki rahat ve emniyet onu hayata bağlıyor ve yaşama sevinci veriyordu. Ümitle dopdolu oluşu hastanın iyileşmesine ve çok kısa zamanda şifa bulmasına sebep oluyordu.

Süratle hastalık ondan kalkmış ve kırılan kemik kaynamıştı. Ertesi sabah Pazar olduğu için kızı, mu'tad olarak annesini ziyarete gelmişti. Öbür güne taburcu edileceğini, koltuk değnekleri ile yürüyebileceği kendisine anlatıldı. Kızı, annesini bir kenara çekerek; kocasıyla karar verdiklerini, kendisini huzur evlerinden birisine yatıracaklarını, çünkü kendisine evde bakma imkanına sahip bulunmadıklarını bildirmişti.

Ziyaretçilerin dağılmasından bir saat ya geçmiş ya geçmemişti ki, hemşireler tarafından çabucak çağrıldım. İhtiyar kadıncağızın çok büyük bir kriz geçirdiğine şahit oldum. Başına vardığımda gördüğüm şey gerçekten dehşet vericiydi. Kadın son anlarını yaşıyordu. Anladım ki hasta kemiklerinin kırılmasından değil de, kırılan kalbinin tesirinden yıkılmıştı.

Elden gelen bütün imkânlar kullanıldı, krizin giderilmesi için her türlü çareye başvuruldu. Ama bütün çabalamalar boşa gitmişti. Ne var ki artık aldığı vitaminler, takviye edici ilaçlar Onun kırılan kalbini bir türlü tedavi edememişti. Ne yazık ki şimdi kırılmış olan kalbi, onun kaynamış olan kemiklerine rağmen yaşamasına müsaade etmiyordu.

Kadıncağız birkaç saat sonra ruhunu teslim etti.

Bu hazin son batılı annenin kaderi idi...

-ANNE YÜREĞİ-

8/8/2007 · Kategori: Hikayeler

- ''Bebeğimi görebilir miyim'' dedi yeni anne.

Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını dondu ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu...

Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı.

Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak

- ''Büyük bir çocuk bana ucube dedi...''

Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona

- ''Genç insanların arasına karşımalısın'' diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.

Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

- ''Hiçbir şey yapılamaz mı?'' diye sordu.

Doktor

- ''Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir'' dedi.

Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası

- ''Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır'' dedi.

Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu:

- ''Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım...''

- ''Bir şey yapabileceğini sanmıyorum'' dedi babası.

- ''Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil...''

Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.

- ''Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu'' diye fısıldadı babası.

_ ''...ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?''

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!


TEBESSÜM:)

8/8/2007 · Kategori: Hikayeler

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.

Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.

Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.

Hemen bir not yazdı, yolladı.

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.

Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki.

İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti.

Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu.

Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreşen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu.

Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.

Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.

Bir yangın başlıyordu.

Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.

Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜM'ün sonucuydu...


« Önceki ::